|
BESİNLER HAKKINDA GENEL BİLGİLER
Canlılar hayatlarını sürdürebilmek için değişik besinleri
uygun miktarlarda almak zorundadır. Alınan bu gıdalarla,
organların çalışabilmesi için gerekli enerji elde edilir,
büyüme ve gelişme sağlanır, iç ve dış ortamdan gelen zararlı
etkilere karşı vücut kendini savunabilir.
Beslenme yetersizliği veya dengesizliği bazı hastalıkların
ortaya çıkmasına yol açar. Örnek olarak, fazla miktarda hamur
işi ve tatlı yiyen ve yeterince hareket etmeyenlerde
şişmanlık, çok fazla miktarda tuz alanlarda, eğer eğilim
varsa, tansiyon yüksekliği, hayvansal kaynaklı yağları çok
yiyenlerde de damar sertliği gelişebilir.
Ancak, sayılan gıdaların gereğinden az miktarda alınması da
beslenme yetersizliği ile sonuçlanır. O nedenle, sağlıklı ve
yeterli miktarda beslenebilmek için kişilerin besinler ve
beslenme şekli hakkında bazı temel bilgilere ihtiyacı vardır.
KALORİ
Beslenmenin önde gelen amaçlarından biri, gün boyunca
harcadığımız enerjiyi sağlamaktır. Bu enerji, aşağıda
anlatılacak olan değişik yiyecek gruplarının vücutta yakılması
ile elde edilir. Besinlerin yakılması ile açığa çıkan ve
vücutta kullanılan enerji miktarı "kalori" sözcüğü ile ifade
edilir.
Kalori nedir: "Kalori" enerji veya ısı birimi olarak
kullanılan bir terimdir. Günlük uygulamada vücudun aldığı ve
harcadığı enerji veya "yakıt miktarı" olarak da açıklanabilir.
Değişik yapıdaki yiyeceklerin vücutta yakılması ile farklı
miktarlarda kalori (veya enerji) elde edilir. Örneğin, l gram
yağın yakılması ile 9 kalori, l gram karbonhidratın yakılması
ile 4 kalori ve l gram proteinin yakılması ile yine 4 kalori
açığa çıkar. Organlar görevlerini yerine getirebilmek için bu
enerjiyi kullanırlar. Alınan kalori miktarı harcanandan fazla
ise kilo alınır; harcanan kalori alınandan fazla ise kilo
verilir.
İnsan istirahat halinde iken, saat başına her kilo için
yaklaşık olarak l kalori sarfeder. Yani, şahsın kilosu 24
(saat) ile çarpılırsa bir günde kullanılan kalori miktarı
bulunur. Örneğin 70 kg ağırlığındaki bir kişi (70 (kg) x 24
(saat)= l 680 (kalori)} harcar. Günlük normal hareketler
(konuşmak, okumak, yazmak, kısa mesafeli yürüyüşler vb.)
ortalama 500-600 kalorilik ek bir harcamaya neden olur.
Böylece, fazladan egzersiz yapmayan 70 kiloluk bir şahıs
normal tempolu bir çalışma ile, bir günde yaklaşık 2200 (1680
+ 500=2180) kalori sarfeder. Bu kişinin haftada yarım kilo
verebilmesi için her gün 500 kalorilik az gıda alması veya
2200 kalorilik gıda aldığı halde her gün fazladan 500 kalori
harcayacak ilave egzersiz yapması gerekecektir, (l saatlik
tempolu yürüyüş yaklaşık 400-500 kalori harcanmasına neden
olur). Kilo verebilmek için yapılacak şey, bir yandan alınan
kalori miktarını azaltmak, bir yandan da kullanılan kalori
miktarını artırmaktır.
Vücudumuz gereksinimi olan kaloriyi yenilen değişik yapıdaki
besinlerden sağlar.
DEĞİŞİK BESİN GRUPLARI, SU, TUZ, VİTAMİN VE MİNERALLER
Yediğimiz bitkisel ve hayvansal kaynaklı besinlerin kimyasal
yapıları birbirinden farklıdır. Aşağıda, değişik besin
grupları hakkında özet bilgiler verilmiştir:
PROTEİNLER:
Büyüme ve gelişmenin sağlanması, dokuların onarımı ve vücut
savunması için en önemli olan besin türüdür. Kısmen de vücuda
enerji sağlamak için kullanılır. Proteinler aminoasit adı
verilen küçük ünitelerin vücudumuzda biraraya getirilmesinden
oluşur. Bu aminoasitlerden bazıları vücut tarafından yapıldığı
halde diğer bazıları vücutta yapılamaz ve mutlaka dışarıdan,
hayvansal gıdalardan, alınmaları gereklidir. Mutlaka dışarıdan
alınması lazım gelen bu tür aminoasitlere esansiyel (temel)
aminoasitler adı verilir.
Bir protein kaynağı esansiyel aminoasit yönünden ne kadar
zenginse, o kadar değerlidir. Bu bakımdan en değerli gıda
yumurtadır. Süt, peynir ve diğer hayvansal besinler de
esansiyel aminoasitlerden zengindir. Öte yandan, başta
kurubaklagiller (fasulye, bakla, nohut vb.) olmak üzere,
buğday, patates, pirinç gibi bazı bitkisel besinlerde de
protein vardır. Ancak, bitkisel proteinler fazla miktarda
esansiyel aminoasit içermediği için, hayvansal proteinler
kadar yararlı değildir.
Değişik kaynaklardan alınan aminoasitler vücutta bir araya
getirilir ve o andaki ihtiyaca göre farklı türlerde proteinler
yapılır. Daha sonra bu protein er yukarıda sözü edilen
görevler için kullanılır.
Proteinler vücutta değişik görevler için kullanıldıktan sonra
yıkılır. Yıkılma sonucunda protein yıkım ürünü olan üre, ürik
asit, kreatinin adı verilen maddeler açığa çıkar. Bu maddeler
vücut için zararlıdır ve sağlıklı kişilerde böbrekler
tarafından idrarla dışarı atılır. Böbrek yetersizliği varsa
söz konusu maddeler dışarı atılamaz ve kanda birikir; buna
bağlı olarak da bazı hastalık belirtileri ortaya çıkar. Bu
belirtilerin hepsine birden, kısaca, ÜREMİ denir.
Yağların ve karbonhidratların yıkılması ile sayılan zararlı
maddeler meydana gelmez.
İyi beslenmiş sağlıklı bir erişkinin vücudunda yaklaşık l l kg
kadar protein vardır. Kişi yeterli miktarda besin ve kalori
alamaz ise, vücut enerji ihtiyacını karşılamak için karaciğer,
kas ve kalpteki proteinleri yıkar, böylece ileri derecede
zayıflık ve kuvvetsizlik ortaya çıkar.
Sağlıklı bir erişkinin bir günde alması gerekli protein
miktarı yaklaşık olarak kg başına l gr (örneğin, 70 kg'lık bir
şahıs için 70 gr dolayında protein) kadardır. Bu miktar,
karışık (hem bitkisel, hem de hayvansal proteinlerin alındığı)
beslenme türü için geçerlidir. Eğer kişi sadece hayvansal
protein alıyorsa, kg başına 0.75 gr. protein de vücut
ihtiyacını karşılayabilir. Böbrek yetersizliği varsa bu
miktarda proteinin yıkımı ile açığa çıkan üre, kreatinin gibi
maddelerin temizlenmesi güç olur ve vücutta yukarıda sayılan
zararı maddeler birikir. O nedenle böbrek hastalarında bir
günde verilen protein miktarı toplam 30 - 40 gr'a (kg başına
yaklaşık 0.5 - 0.7 gr'a) kadar indirilir.
Değişik türdeki etlerde (tavuk, balık, kırmızı et) ve
peynirlerde yaklaşık %20 oranında protein vardır. Yani,
kişinin 20 gr. protein alması için, yağsız ve kemiksiz 100 gr.
et veya peynir yemesi gerekecektir.
KARBONHİDRATLAR:
Karbonhidratlar vücuda enerji sağlamak için kullanılır.
Bitkisel gıdalarda fazla miktarda bulunur ve sebze ya da
meyvelerin yenilmesi ile vücuda alınır. Ekmek, makarna,
bisküvi, şeker, pirinç, patates, fasulye gibi tahıllar, sebze
ve meyveler yanında süt ve yoğurt da önemli karbonhidrat
kaynaklarıdır. Taneli sebzelerde genel olarak daha fazla
karbonhidrat vardır. Bu tür gıdalar ülkemizde çok
tüketilmektedir.
Karbonhidratların temelini oluşturan bitkisel gıdalarda fazla
miktarda lif de vardır. Bu lifler kabızlığı, kalın barsak
tümörlerini ve kan yağlarının yükselmesini önler; dolayısı ile
çok yararlıdır. O nedenle sebze ve meyvelerin bol miktarda
yenilmesi sağlıklı bir beslenme şeklidir. Yine aynı nedenle
meyve suyu içmek yerine, meyvenin kendisinin yenilmesi daha
yararlıdır. Kepekli ekmek yemek de değişik hazım bozuklukları
için yararlı olur.
Tüketilen enerjinin %55 ile %70'i karbonhidratlardan sağlanır.
Gereğinden fazla alınan karbonhidratlar vücudumuzda yağa
dönüştürülür ve o şekilde depolanır; böylece de şişmanlığa
neden olur.
Yoğun bir karbonhidrat kaynağı olan şekerin ve çok tatlı
yiyeceklerin fazlaca alınması diş çürümelerine, damar
sertliğine ve şişmanlığa yol açar. Bu tür besinler
sağlıksızdır, tatlı gıdaları fazla miktarda yemekten
kaçınmalıdır.
Bir günde alman karbonhidrat miktarı ortalama olarak 300-350
gr'dır.
Yapay Tadlandırıcılar
Fazla kalori alımı ve şişmanlığı önlemek için, şeker yerine
değişik tadlandırıcıjar (sakkarin ve benzer eri) yaygın olarak
kullanılmaktadır. Kullanılacak yapay tadlandırıcının türü için
beslenme uzmanınıza veya doktorunuza danışınız; çünkü yapay
tadlandırıcılarm cinsine göre günlük kullanılacak miktarları
farklı olabilir.
Yapay tadlandırıcılar enerji içermeyen ve içerenler olarak
ikiye ayrılır.
A. Enerji içermeyenler:
1. Aspartam (Piyasa adı: Sanpa, Diyet-tat, Nutra-tat, Canderel,
Sucridin) ve
2. Sakkarin (Piyasa adı: Sakkarin, Hermesetas) adlı
maddelerdir.
Bazı tadlandırıcılar sakkarin yanında siklamat adı verilen bir
diğer tadlandırıcıyı da içerir (Piyasa adı: Dulcaryl,
Hermestaryl).
Bu maddelerin çok fazla miktarda alınması durumunda mesane
kanseri yapabileceği konusunda şüpheler vardır; ancak bir
günde kg başına 40 mg (yani tatlandırıcının içerdiği maddeye
göre 50 - 100 tablet) aspartam hiç bir riske yol açmadan
rahatlıkla alınabilir.
B. Enerji içerenler:
Fruktoz, sorbitol, mannitol, ksilitol gibi maddelerdir. Bu
maddeler tablet olarak satılmaz ancak bazı diyet reçel ve
tatlılarının yapılmasında kullanılır.
Diyet ürünü satın alırken etiketinde neleri içerdiğini mutlaka
okuyunuz.
YAĞLAR:
Yağlar yoğun şekilde enerji sağlayan maddelerdir. Tıbbi ve
kimyasal yönden çok değişik yağlar vardır. Ama, günlük
kullanımda yağ dediğimiz zaman tereyağı, margarin, sıvı
bitkisel yağlar, ette, tavukta diğer kümes hayvanlarında ve
balıkta bulunan yağlar kastedilir.
Yağ alınmasının asıl amacı vücuda enerji temin etmektir.
Diyetin özelliğine göre, aldığımız kalorinin %20 ile %45
kadarı yağlardan sağlanır. Ayrıca, A, D, E, K vitamini gibi
yağda eriyen vitaminler de bu besinlerle birlikte emilir.
Yağlar midenin boşalmasını geciktirir, doyma duygusunu
oluşturur. Tam yağsız bir diyetle doyma hissinin sağlanması
çok güçtür.
Yağlar vücutta deri altında, karın zarında, kas lifleri
arasında ve böbrekler ile yumurtalıklar çevresinde depolanır.
60 kg'lık bir insanda yaklaşık 9 kg kadar yağ deposu vardır.
Şişmanlık yağ depolarının artması sonucunda ortaya çıkar.
Bu değerler yiyeceklerin içerdiği yağ ve dolayısı ile kalori
miktarını belirtmek açısından önemlidir. Söz konusu gıdaların
fazla alınması şişmanlamaya yol açar.
Hekiminizden zaman zaman "doymuş yağlar" ve "doymamış yağlar"
sözlerini de işitebilirsiniz. Doymamış yağ terimi ile sıvı
bitkisel yağlar (örneğin ayçiçeği yağı, soya fasulyesi yağı,
mısırözü yağı) kastedilir. Bu tür yağların alınması
sağlıklıdır. Doymuş yağ terimi ile de katı hayvansa yağlar
(örneğin tereyağı, içyağı) kastedilir. Bu tür yağların
alınması pek çok hastalığa zemin hazırlar.
Bir günde alınan yağ miktarı beslenme şekline göre, ülkeler ve
bölgeler arasında büyük farklar gösterir. Sağlıklı bir erişkin
günde yaklaşık 60 gr kadar yağ alır. Yemek alışkanlıklarına ve
ailenin ekonomik durumuna göre değişmek üzere, bu yağın bir
kısmı,et, tavuk, balık, yumurta, süt ve süt ürünlerinden,
kalan kısmı ise bitkisel yağlardan elde edilir.
Yağların kendi içinde pek çok alt grubu vardır. Bunlar içinde
adı en fazla geçeni ve toplum sağlığı açısından önem taşıyanı
kolesteroldür.
Kolesterol:
Vücudumuzda çok önemli görevleri olan bir maddedir. Bir kısmı
karaciğerde yapılır, diğer kısmı ise yiyecekler ile alınır.
Kan kolesterol düzeyi belirli bir miktarı aşınca damar
sertliği, kalp krizi ve beyin inmeleri için önemli risk
faktörü oluşturur. Kan kolesterolünün %200 mg'm altında olması
lazımdır. Bu miktar 250 mg'm üzerine çıkarsa zararlı etkiler
için risk başlar.
Günlük konuşmalarda zaman zaman "iyi kolesterol", "kötü
kolesterol" sözlerini de duyabilirsiniz. Bu terimlerdeki
"iyilik" ve "kötülük" bizzat kolesterolle ilgili değil, ancak
kolesterolü kanda taşıyan bazı proteinlerin düzeyi ile
ilgilidir. Kolesterol taşıyan bu proteinlerin bir bölümünün
(iyi kolesterol = HDL) artması damar kireçlenmesi riskini
azaltır, diğer bölümlerin (kötü kolesterol = LDL, VLDL)
artması ile ise damar kireçlenmesi riski artar.
|
Total Kolesterol
200'den az olmalı |
= |
HDL
35'den fazla olmalı |
+ |
LDL
130'dan az olmalı |
+ |
VLDL
30'dan az olmalı |
Kolesterol niçin yükselir?
Kan kolesterolünün yükselmesine değişik faktörler etki eder:
1. Ailevi faktörler: Bazı ailelerin çoğu fertlerinde
kan kolesterolü yüksektir.
2. Yaş ve cinsiyet: Erkek ve kadınlarda 20 yaşından
itibaren kolesterol düzeyi artmaya başlar. Menopoz öncesinde
kadınlarda kolesterol daha düşük olduğu halde, menopoz
sonrasında erkeklerden bile daha yüksek düzeylere tırmanır.
3. Kilo durumu: Şişmanlarda kolesterol düzeyi daha
yüksektir.
4. Diyet: Fazla yağlı ve kolesterol içeren gıdalarla
beslenenlerde kan kolesterolü daha yüksektir.
Alınan kolesterol miktarını olabildiğince azaltmak için,
yemeklerde ve öğünlerde yağ kullanılacağı zaman zeytin yağı,
mısırözü yağı, ayçiçek yağı gibi bitkisel sıvı yağlar
seçilmelidir. Katı yağ kullanmak zorunluluğunda iseniz
doymamış yağ asidi içeriği yüksek olan yumuşak margarinleri (Becel,
Rama, vb) tercih ediniz.
Kolesterol sadece hayvansal kaynaklı besinlerde bulunur;
bitkisel gıdalarda bulunmaz.
Yumurta sarısı kolesterol yönünden en zengin kaynaktır.
Bir günde alınan kolesterol miktarı 300 mg'dan daha az
olmalıdır. Bu amaçla;
* Balık ve tavuğun beyaz etini, kırmızı ete tercih ediniz.
* Etli yemeklere ayrıca yağ eklememeye özen gösteriniz.
Yemeklerde yağ kullanacağınız zaman zeytinyağı, mısırözü yağı,
ayçiçek yağı gibi sıvı bitkisel yağları seçiniz.
* Katı yağ kullanmak zorunluluğunda iseniz yumuşak
margarinleri (buzdolabında serteşmeden yumuşak kalanları)
kullanınız.
* Haftada bir veya en çok ikiden fazla yumurta yemeyiniz.
* Organ etlerini (Sakatatlar: karaciğer, beyin, böbrek, dalak,
dil, yürek, işkembe) çok seyrek (ancak 2-3 ayda l kez)
yiyiniz.
* Sucuk, salam, sosis, pastırma gibi yiyeceklerden ve hazır
gıdalardan kaçınınız.
* Süt ve süt ürünlerini (peynir, yoğurt, ayran) vb. tüketirken
yağsız olanlarını tercih ediniz; dondurmayı çok seyrek olarak
yiyiniz.
* Sigara içmeyiniz.
* Beyaz ekmek yerine kepekli ekmeği tercih ediniz.
* Kabukları ile yenebilen sebze ve meyveleri, kabuklarını
soymadan yemeyi tercih ediniz.
* Ayak üzeri yenen hamburger, pizza, dönerli sandviç vb.
yiyecekleri (fast food) olabildiğince az yiyiniz, bu
yiyeceklerin hepsinde kolesterol oranı yüksektir; Bunlar
yerine sebze yemeklerini veya ızgara yağsız etleri seçiniz.
Diyetin posa içeriğini arttırdı iseniz mutlaka günde 6-8
bardak sıvı içiniz.
Düşük kolesterollü bir diyete başladıktan 2 ile 3 hafta sonra
kan kolesterolü de azalmaya başlar.
Kan kolesterol düzeyini azaltmanın en etkili yollarından biri
de düzenli egzersiz yapmaktır. Haftada hiç değilse 3 gün,
yarım saat süre ile yapılan egzersiz bu konuda yeterli olur.
Egzersiz ayrıca stresi azaltır, yüksek tansiyonun normal
düzeylere gelmesine yol açar. Daralmış damarların hemen
yanında yardımcı küçük damarların gelişmesini sağlar.
Kan kolesterolü yüksek olanların, eğer içiyorlar ise, sigarayı
bırakmaları, şişman iseler zayıflamaları lazımdır.
Tüm bu önlemler ile kolestolünüz düşmez ise, kolesterol
düşürücü ilaçlar yarar sağlar.
SU, TUZ, DEĞİŞİK MİNERALLER VE VİTAMİNLER:
SU:
Vücudumuzun yarıdan fazlası (kadınlarda vücut ağırlığının %
55'i, erkeklerde %60'ı) sudan meydana gelir. 65 kg
ağırlığındaki sağlıklı bir insanın vücudunda yaklaşık 36 - 40
kg su vardır. Su, hem organların yapısında yer alır, hem de
kanın sıvı kısmını oluşturur, insanlar günlerce aç kalabildiği
halde, susuzluğa bir kaç günden fazla dayanamaz.
Su ve diğer sıvı gıdalar yenilen değişik besinlerle, içilen su
ve diğer içecekler ile vücuda girer; idrar, dışkı, solunum ve
terleme ile kaybedilir. Sağlıklı kimselerde alınan ve değişik
yollarla kaybedilen sıvılar arasında bir denge vardır.
Eğer alınan sıvı çok fazla ise ve yeterince atılamazsa (bu
durum en sık böbrek yetersizliğinde görülür) vücutta su
birikir. Böylece el, ayak, gözkapakları ve vücudun değişik
yerlerinde şişlikler belirir ve başta nefes darlığı olmak
üzere, değişik organlara ait hastalık belirtileri ortaya
çıkar. Bunun tersine, kaybedilen sıvı çok fazla ise (örnek
olarak ishal ve şiddetli kusma durumunda) ve bunu karşılayacak
kadar sıvı alınamazsa, tansiyon düşüklüğü, idrar miktarının
azalması, ileri derecede halsizlik ve şuur bulanıklığı gibi
belirtiler görülür.
Vücudumuzdaki suyun gerek fazlalılığı, gerekse eksikliği belli
bir süre içinde tedavi edilemezse hayati tehlike ortaya çıkar.
TUZ:
Günlük kullandığımız sofra tuzu sodyum ve klor adı verilen iki
atomun birleşmesinden meydana gelir. Tuz dengesi anlatılırken
bu iki eleman, özellikle daha çok önem taşıyan sodyum
kastedilmektedir.
Tuzun bileşimindeki sodyum'un çok önemli görevleri vardır.
Sodyum, vücuttaki suyun dengesine (alınmasına, atılmasına,
vücut içindeki dağılımına) katkıda bulunur; kan basıncının
belirli düzeylerde tutulmasını sağlar ve elektriki özellikleri
ile de değişik organların görev yapmasında hayati rol oynar.
Vücutta tuz dengesini ayarlayan en önemli organ böbreklerdir.
Sağlıklı böbrekler fazla miktarda tuz alındığı zaman idrarla
atımı artırır. Tersine olarak, az miktarda tuz alındığında
idrara olan kayıp durdurulur ve denge sağlanır.
Kandaki tuz miktarının kısa süre içinde normale göre çok
artması veya azalması, şuur bulanıklığı, adale krampları ve
havale nöbetleri gibi belirtilere yol açar. Sürekli olarak
fazla tuz alınması da tansiyon yüksekliğine neden olur.
Tuz (dolayısıyla sodyum), yediğimiz çeşitli besinlerin içinde
mevcuttur. Ayrıca, yemeklerin veya içeceklerin içine fazladan
eklenir. Bir günde alınan tuz miktarı coğrafi yöreye ve yemek
alışkanlıklarına göre büyük farklılıklar gösterir. Ortalama
olarak 6 ile 10 gr. dolayındadır. Eğer sofraya gelen yemeklere
ek olarak tuz katılmazsa, günlük alınan miktar 10 gr.'ı
geçmez.
Tuz perhizi:
Tuz, suyu vücutta tutan bir maddedir. Vücudumuzdaki tuz
miktarının çok artması, su miktarını da artırır ve yukarıda
bahsedilen su fazlalığı belirtilerine yol açar. Bu nedenle
bazı kalp, böbrek ve karaciğer hastalarında ve yüksek
tansiyonlu kimselerde alınan tuz miktarının azaltılması
gerekir. Altta yatan hastalığın cinsine göre alınacak tuz
miktarı farklılık gösterir.
Hafif derecede tuz perhizinde fazla miktarda tuz içeren
besinlerden (turşu, zeytin, konserve vb.) kaçınılır, ekmek
tuzsuz yenilir, ancak yemeklere normal miktarda tuz atılır. Bu
durumda bir günde alınan tuz miktarı 4-4.5 gr civarındadır.
Orta derecede tuz perhizinde çok az tuz içeren besinler
seçilir, hem tuzsuz ekmek yenir, hem de yemeklere tuz atılmaz;
böylece bir günde alınan tuz miktarı 2-3 gr. dolayına
indirilir.
İleri tuz perhizinde ise diyette öncelikle meyve ve meyve
suları vardır, diğer gıda maddelerindeki tuzu da olabildiğince
azaltabilmek için tüm besinler iyice yıkanır ve su içinde
bırakılır, ancak daha sonra kullanılır. Bu rejimde günlük
alınan tuz miktarı l gr veya altındadır, ileri tuz perhizi
uzun süreli kullanım için elverişli değildir.
Çay, kahve, ıhlamur, adaçayı, kekik, koka kola gib içeceklerde
ve sarmısak, nane, maydanoz, vanilya, biber, hindistan cevizi,
bal, gibi yiyeceklerde hemen hiç tuz bulunmaz.
POTASYUM
Potasyum da, sodyum gibi, dokularda ve kanda bulunan bir
maddedir. Değişik adalelerin kasılmasında (örneğin kol bacak
adalelerinin hareketinde, kalbin kasılmasında) çok önemli rol
oynar. Potasyumun, görevlerini tam olarak yerine getirebilmesi
için kanda belirli bir düzeyde bulunması şarttır.
Potasyum besinlerle yeteri miktarda alınamazsa veya böbrekler
ile ya da kusma ve ishal sonucunda barsaklardan kaybedilirse,
vücuttaki miktarı azalır. Bu durumda halsizlik, iştahsızlık,
ileri derecede kas zaafı, bir süre sonra da felçler ortaya
çıkar. Bunun tersine olarak böbrek yetersizliğinde ve
ilaçlarla fazla miktarda alınması halinde kanda potasyum
düzeyi artabilir. Bu durumda da aynen eksiklik halinde olduğu
gibi halsizlik, iştahsızlık, adale kuvvetsizliği ve felçler
görülür.
Potasyum vücuda çeşitli besinlerle, (özellikle sebze ve
meyvelerle) girer ve fazlası böbrekler ile dışarı atılır.
Sağlıklı bir kimsenin bir günde aldığı potasyum miktarı
yaklaşık l ile 4 gr. kadardır.
İlerlemiş böbrek yetersizliğinde ve diyaliz hastalarında kan
potasyumunda tehlikeli olabilecek yükselmeler görülebilir. O
nedenle hastalar değişik besinlerdeki potasyum miktarı
hakkında bilgi sahibi olmalıdır.
Günlük yaşamda böbrek hastaları için çok önem taşıdığından
dolayı Tablo 4'de değişik yiyeceklerin potasyum içerikleri
hakkında ayrıntılı listeler verilmiştir:
Tablo 4. Bazı Yiyeceklerin Potasyum İçerikleri (100 gr'da mg)
|
O mg
potasyum içerenler: |
Yer fıstığı yağı, mısırözü yağı,
zeytinyağı, soya fasulyesi yağı, kuyruk yağı |
|
50
mg'dan az potasyum içerenler: |
Şeker, sofra tuzu, sirke, nişasta,
yufka, mutfak margarini, tereyağı, mayonez, salata sosu,
yulaf çorbası |
|
51-100
mg potasyum içerenler: |
Karpuz, konserve bezelye, konserve
taze fasulye, reçel, pasta bisküvisi, %80 randımanı un,
kek-pasta unu, ekmeklik buğday unu, sandviç ekmeği,
irmik, pirinç, etsuyu tableti,beyaz peynir, lor peyniri |
|
101-150 mg potasyum içerenler: |
Armut, elma, greyfurt, limon
,mandalina, çavdar ekmeği, peynirli kraker, tuzlu
kraker, corn flakes, şehriye, krema, hazır ezogelin
çorba, hazır sebze çorba, kaşar peyniri, yoğurt, yumurta |
|
151-200 mg potasyum içerenler: |
Sosis, bütün tavuk, tavuk ciğeri,
ahududu, ananas, ayva, böğürtlen, çilek, taze mürdüm
eriği, greyfurt suyu, taze incir, kiraz, vişne,
portakal, taze üzüm, salatalık, kuru soğan, kırmızı
turp, sütlü dondurma, karamela, hazır işkembe çorbası,
hazır domates çorbası, galeta unu, makarna, haşlama
mısır, arpa, inek sütü |
|
201-250 mg potasyum içerenler: |
Ördek eti, derişiz beyaz tavuk eti,
beyin, böbrek, şeftali, taze bamya, taze biber, domates
, taze fasulye, taze kabak, beyaz lahana, taze patlıcan,
yeşi soğan, çavdar unu, salatalık turşusu, hazır bezelye
çorbası |
|
251-300 mg potasyum içerenler: |
Koyun eti, hindi eti, dana ciğeri,
kırmızı erik, kavun, taze kayısı, nar, kivi, karnabahar,
kereviz, kıvırcık, kuşkonmaz, kırmızı lahana, marul,
taze mısır, şalgam, siyah turp, şekerli çikolata |
|
301-350 mg potasyum içerenler: |
Kaz eti, iç bezelye, havuç, kış
kabağı, kırmızı pancar, pırasa, bulgur, Hindistan cevizi
(toz) |
|
351-400 mg potasyum içerenler: |
Sığır eti, muz, tam un (%100
randımanlı), sade kraker, soya sosu |
|
401-450 mg potasyum içerenler: |
Mantar, bademli çikolata, durum
buğdayı, tahin, patates |
|
451-500 mg potasyum içerenler: |
Ispanak, fıstıklı çikolata,
aşurelik buğday |
|
501-550 mg potasyum içerenler: |
Taze börülce, baş sarmısak |
|
551-600 mg potasyum içerenler: |
Pancar yaprağı |
|
600
mg'dan fazla potasyum içerenler: |
Avokado, kuru incir, şekersiz
çikolata, Antepfıstığı, Ay çiçeği çekirdeği, Badem,
Barbunya, Bamya (kurutulmuş), Bezelye, Börülce (kuru),
Ceviz, Dereotu (kuru), Enginar, Fasulye (kuru), Fındık,
Hurma, Ispanak, Kakao, Karanfil, Kayısı (kuru), Kepek,
Kestane (haşlama), Kestane (kavurma), Maya (kuru), Maya
(yaş), Maydanoz, Maydanoz (kuru), Mercimek, Nescafe,
Nohut, Patates unu, Patates cipsi, Pekmez, Pestil
(erik), Pestil (kayısı), Salça, Soya fasulyesi, Soya unu
(yağlı), Soya unu (yağsız), Süt tozu (yağlı), Süt tozu
(yağsız), Tahin, Tere otu, Toz karabiber, Toz kırmızı
biber, Toz kimyon, Toz sarmısak, Üzüm (kuru), Yer
fıstığı (kavrulmuş) |
KALSİYUM:
Kalsiyum, kemiklerin ve dişlerin sertliğini sağlayan,
adalelerin kasılmasında, kanın pıhtılaşmasında, ve bir çok
hormonun etkilerini göstermesinde rol oynayan önemli bir
maddedir. Başta süt ve süt ürünleri olmak üzere değişik
gıdalarla alınır.
Kanda kalsiyum eksikliği D vitamini yetersizliğinde, böbrek ve
karaciğer hastalıklarında, bazı hormonal bozukluklarda ve bazı
ilaçlara bağlı olarak görülür. Bu durumda hastanın kaslarında
istemsiz kasılmalar ile şuur bozukluğu gözlenir, uzun sürede
kemikte zayıflık ortaya çıkar. Bazı durumlarda ise, kan
kalsiyumu normalden daha yüksektir. Bu duruma D vitamini
zehirlenmesinde, hormonal hastalıklarda, uzun süre hareketsiz
kalan hastalarda, bazı tümörlere bağlı olarak ve belirli
ilaçların kullanılmasından sonra rastlanır. Hastalarda
iştahsızlık, bulantı, kusma, şuur bulanıklığı, kas zaafı
görülür.
FOSFOR:
Fosfor da, kalsiyum ile birlikte kemiklere çöker ve iskeletin
dayanıklı olmasını sağlar. Başta hayvansal kaynaklı gıdalarda
olmak üzere, doğada çok yaygın olarak bulunur, söz konusu
besinlerle vücuda girer. Fazla fosfor böbrekler tarafından
vücuttan atılır.
D vitamini eksikliğinde ve bazı mide ilaçlarının kullanımına
bağlı olarak kan düzeyi azalabilir. Böbrek yetersizliğinde
gereken miktarda fosfor atılamadığı için, vücutta birikir.
Ayrıca, bazı hormonal hastalıklarda vücutta birikime uğrar.
Bir günde alınan fosfor miktarı yaklaşık l gr dolayındadır.
Yüksek
fosfor içeren Gıdalar
Balıklar
Bulgur
Etler (koyun, dana vb.)
Kepek (Kepekli ekmek)
Kuru baklagiller
Kurutulmuş sebzeler (fasulye, bezelye)
Peynir (Kaşar, cheddar, gravyer, otlu peynir, rokfor)
Sakatatlar
Süt, yoğurt, süttozu,
Yağlı tohumlar (Badem, fıstık, ceviz vb.)
DEMİR:
Demir, kan yapımında çok önemli rol oynar. Bunun dışında,
vücudumuzdaki pek çok hücrenin görevini yapabilmesi için
demire ihtiyaç vardır.
Vücudumuzda bulunan toplam demir miktarı 4 gr kadardır.
Demir vücudumuza değişik besinler ile girer. Demir eksikliği
oldukça sık rastlanılan bir durumdur. Gıdalarla yetersiz
miktarda alma veya kaza, ameliyat, barsak kurtları, mide
kanamaları, kadınlarda adet kanamaları veya doğum gibi çok
değişik nedenlere bağlı kayıplar sonucunda demir eksikliği
ortaya çıkar. Bu hastalarda, halsizik, iştahsızlık, yutma
güçlüğü, tırnak kırılması, tırnağın çökük olması, çocuklarda
büyüme gelişme geriliği ve kansızlık gibi bulgular
görülebilir.
Öte yandan bazen çok sık kan verilmesi ile ve demir içeren
ilaçların lüzumundan fazla kullanılmasıyla vücutta demir
fazlalığı da meydana akabilir. Demir fazlalığı çok nadir
olduğu halde, demir eksikliği hem ülkemizde hem de dünyada en
sık rastlanılan besinsel eksikliktir. Bilinçli bir beslenme
ile bu durumun önüne geçilebilir.
Erişkin için bir günde alınması gerekli demir miktarı ortalama
l mg kadardır. Bu miktar, adet gören, çocuk emziren kadınlarda
ve gebelerde 2 - 3 mg'dır.
DİĞER MİNERALLER VE VİTAMİNLER:
Sayılanların dışında, magnezyum, çinko, iyot, flor, kükürt,
gibi değişik mineraller ve fofık asit, A, D, E, K, B grubu (Bl,
B2, B6, B12) ve C vitamini gibi vitaminler organlarımızın
düzenli ve sağlıklı çalışabilmesi için şarttır.
Bu maddelerin eksikliği veya fazlalığında değişik hastalık
belirtileri ortaya çıkar. |